7 direkte Treffer gefunden für: için


77 indirekte Treffer gefunden für: için

Deutsch Türkisch
abgefüllt in içine dolan
abgekapselt leben {v} içine kapalı yaşamak
abkapseln, sich {v} içine kapanmak
der Abstreifstift {sub} {m} içine kaçan çivi
ahnen {v} [ahnte, hat geahnt] içine doğmak
animieren {v} içini kıpırdatmak
anjammern {v} içini dökmek
anni currentis [veraltet: laufenden Jahres; Abkürzung: a. c.] içinde bulunan yılın
anno currentis {adv} içinde bulunulan yılın
asbesthaltig {adj} içinde asbest olan
auf beiliegendem Bestellschein içinde bulunan sipariş kâğıdı ile
aufbohren {v} [bohrte auf, hat aufgebohrt] içini torna etmek
der Aufbohrer {sub} {m} içini torna etme bıçağı
aufgehen {v} [ging auf, ist aufgegangen] içinde yok olmak
aufgehen {v} [ging auf, ist aufgegangen] içine karışıp gitmek
das Aufgussverfahren {sub} {n} içine dökme metodu
aufseufzen {v} içini çekmek
aufstöhnen {v} [störte auf, hat aufgestört] için için inlemek
aus dem Stegreif içine doğduğu gibi
ausbohren {v} [bohrte aus, hat ausgebohrt] içini oymak
ausdrehen {v} içini torna etmek
ausgepolstert [er, sie, es hat~] içini doldurdu
aushöhlen {v} [höhlte aus, hat ausgehöhlt] içini oymak
das Auskehlen {sub} {n} içini oyma
auskehlen {v} [kehlte aus, hat ausgekehlt] içini açmak
auskehlen {v} [kehlte aus, hat ausgekehlt] içini oymak
auskratzen {v} [kratzte aus, hat ausgekratzt] içini kazımak
ausmeißeln {v} içini oymak
ausmeißelnd {adj} içini oyan
ausnehmen {v} [nahm aus, hat ausgenommen] içinden çekmek
ausnehmen {v} [nahm aus, hat ausgenommen] içinden çıkarmak
ausnehmen {v} [nahm aus, hat ausgenommen] içini boşaltıp temizlemek
ausnehmen {v} [Wild] içini ayıklamak
das Ausnehmer {sub} {n} içini ayıklayıcı
ausschleifen {v} içini oymak
ausspringen {v} [sprang aus, hat ausgesprungen] içinden çıkıp fırlamak
auswattieren {v} içini pamukla doldurmak
autochtone Ideen {sub} {pl} içinde kendine ait olmayan düşüncelerin doğması
das Befinden {sub} {n} içinde bulunulan durum
begreifen {v} [begriff, hat begriffen] içine almak
beigepackte Muster {sub} {pl} içindeki numuneler
beklagen {v} [beklagte, hat beklagt] için için üzülmek
bemannte Ballon {sub} {m} içinde insan olan balon
bewohnbar {adj} içinde oturulabilir
beziehbar {adj} içinde oturulabilir
binnen [Präposition] içinde
das Bodenfeuer {sub} {n} için için yanma
da geht einem das Herz auf içini döküyor
darein {adv} içine
darin {adv} içinde
darinnen {adv} içinde
aber dafür fakat bunun için
das Aclarubicin {sub} {n} antibiyotik etkili ilaç
das Agaricin {sub} {n} ter azaltan bir ilaç
alle für einen und einer für alle herkes birisi için, birisi herkes için
alles für her şey için
als Ausgleich für denkleştirme için
als Versuch {sub} {m} denemek için
anzublasen {v} püskürtmek için
Arbeit für einen Mann {sub} {f} bir erkek için
auf glückliche Zeiten mutlu zamanların için
auf kurze Zeit kısa bir süre için
auf kurzer Zeit kısa bir süre için
auf mein Wort [Religion] dinim hakkı için
auf Probe deneme için
auf Probe deney için
auf weitergewährung verilmenin devami için
aus Gefälligkeit hatır için
aus Liebe birisinin hatırı için
aus purem Vergnügen sadece zevk için
Ausschließlich für Benutzung sadece kullanım için
ausschließlich für Mitglieder sadece üyeler için
bestimmt für Hamburg Hamburg için
Da die Saison zu Ende geht ... sezon bittiği için
Da du nicht daheim warst ... evde bulunmadığın için
da wir erfolgreich waren başarılı olduğumuz için
dafür {adv} [deshalb] bunun için
0.005s