2 direkte Treffer gefunden für: faz

Deutsch Türkisch
die Phase {sub} {f} faz
das Stadium {sub} {n} faz

76 indirekte Treffer gefunden für: faz

Deutsch Türkisch
abbummeln {v} [bummelte ab, hat abgebummelt: z.B. Überstunden abbummeln] fazla mesai yerine izin almak
abfeiern {v} {ugs.} [(Jargon) (Mehrarbeit) durch Freistunden, Freizeit ausgleichen] fazla mesai karşılığı fazla tatil yapmak
Abfluss überschüssiger Nährstoffe {sub} {m} fazla besin maddelerinin dışarı atılması
abgeschnürt fazlaca sıkıştırılmış
Ableitstoßstrom eines Überspannungsableiters {sub} {m} fazla gerilim hattının deşarj akımı
Absatz des Überschusses {sub} {m} fazlalıkları satma
Abschöpfen von Überschusswasser {sub} {n} fazla suyu almak
der Abstandsbit {sub} {m} faz biti
Akkumulator mit Schutz gegen Überlast {sub} {m} fazla yüke karşı korumalı akümülatör
allzu {adv} fazlasıyla
allzu bereit {adj} fazlasıyla hazır
allzu sehr {adv} fazla
allzu sehr {adv} fazlasıyla
allzu viel {adj} fazlasıyla
Angst zuviel zu essen fazla yeme korkusu
anschwellen {v} [Laustärke, Intensität] fazlalaşmak
anschwellen {v} [schwoll an, ist angeschwollen] fazlalaşmak
der Arbeitsüberschuss {sub} {m} fazla enerji
auf die leichte Schulter nehmen fazla önem vermemek
auf die leichte Schulter nehmen fazla önemsememek
aufgetakelt {adj} fazla yüklü
aufgetakelt sein {v} {ugs.} fazla yüklü olmak
das Aufhebens {sub} {n} {ugs.} fazla büyütmeme
die Auflast {sub} {f} fazla yük
die Auflastung {sub} {f} fazla yükleme
der Ausgleichstag {sub} {m} [im Beruf] fazla mesai dengelemek için izinli gün
Ausschaltung durch Überspannung {sub} {f} fazla gerilimle devreden çıkarma
der Ballast {sub} {m} fazlalık
begabt {adj} faziletli
der Begabter {sub} {m} faziletli
berechnen, zuviel~ {v} fazla hesaplamak
Bereitschaft zu Überstunden {sub} {f} fazla mesai yapmaya hazır olma
bluten {v} {ugs.} [blutete, hat geblutet] fazla para ödemek
das Bremsventil {sub} {n} fazla basınç supabı
Bruch bei Überlastung {sub} {m} fazla yükten kırılma
Bürsten verschieben {v} faz dışına çıkmak
die Bürstenverschiebung {sub} {f} faz dışına çıkma
charakterlich einwandfrei {adj} faziletli
dazu noch fazla olarak
dazugewinnen {v} fazladan kazanmak
den Bogen überspannen {v} {ugs.} fazla ileri gitmek
dick schmieren fazla yağlamak
Dicke {adj} fazlasıyla
das Doppelbier {sub} {n} fazla alkollü sert bira
das Drehfeld {sub} {n} faz sahası
der Drehfeld-Richtugsanzeiger {sub} {m} faz sırası göstergesi
der Drehrichtungsanzeiger {sub} {m} faz sırası göstergesi
der Drängler {sub} {m} [Straßenverkehr] fazla yaklaşan
die Dränglerin {sub} {f} [weiblich: Straßenverkehr] fazla yaklaşan
durch Nachfrageüberhang ausgelöste Inflation fazla talebin oluşturduğu enflasyon
durchforsten {v} fazla ağaçları kesmek
aerobe Phase {sub} {f} aerobik faz
äußere Phase {sub} {f} dış faz
die Bindephase {sub} {f} bağlayıcı faz
disperse Phase {sub} {f} dağılmış faz
disperse Phase {sub} {f} dispers faz
einphasig {adj} tek faz
die Exekution {sub} {f} infaz
gleichbelastete Phase {sub} {f} dengeli faz
die Hauptphase {sub} {f} ana faz
die Hilfsphase {sub} {f} yardımcı faz
die Lynchjustiz {sub} {f} yargısız infaz
die Massenexekution {sub} {f} toplu infaz
nacheilende Phase {sub} {f} geciken faz
die Phasengrenzfläche {sub} {f} interfaz
der Schlafdruck {sub} {m} [Regelkreis, der die Müdigkeit reguliert und körperlich bedingte Schläfrigkeit auslöst] vücuda uyku getiren faz
die Schnittstelle {sub} {f} interfaz
tonisches Stadium {sub} {n} tonik faz
ungleichbelastete Phase {sub} {f} dengesiz faz
die Vollstreckung {sub} {f} [eines Urteils] infaz
die Vollstreckung {sub} {f} [Rechtswissenschaft] infaz
die Vollstreckung {sub} {f} infaz
Vollstreckung eines Todesurteils {sub} {f} ölüm cezasını infaz
die Vollziehung {sub} {f} [eines Urteils] infaz
die Vollziehung {sub} {f} infaz
der Vollzug {sub} {m} [Rechtswissenschaft] infaz
0.004s